04:36:26 / 16.12.2017 
MHP Adana'da görev değişimi   |   Sır cinayet aydınlatıldı   |   Adana'da vahşi cinayet   |   Sözlü'den 'nitelikli şehir' vurgusu   |   Atatürk büstüne ateş açtı   |   Jant hırsızları yakalandı   |   Demirspor kupaya veda etti   |   Üniversiteli genç kazada öldü   |   Adana ekonomisine 'destek'   |   Eşinin boğazını kesti   |  
ANA SAYFA
   Adanahaber Özel
   Adana Güncel
   Ulusal Gündem
   Bölge Haberleri
   Ekonomi
   Dünya
   Siyaset
   Spor
   Sağlık
   Polemik
   Eğitim
   Bilim - Teknoloji
   Dini Hayat
   Kültür & Sanat
   Medya - Makale
   Künye
   Adana Tarihçesi
   Linkler
   Adana Protokol
   Video Galeri
Foto Galeri
Arşiv Arama
Tüm Haberler
ÇOK OKUNANLAR
ÇÜ Balcalı hastanesi devrediliyor
AVM'de bıçaklı saldırı
Adnan Oktar'dan Başkan Sözlü'ye
Kıskanç adam karısını öldürdü
Tamirci cinayetinde 'tecavüz' iddiası
Adana'da toplu taşımaya zam
24 saatte aynı yerde 3 kişi boğuldu
Tartışma kanlı bitti
Genç adam evinde ölü bulundu
Cezaevi firarisi yakalandı
 ÇOK YORUMLANAN
CHP'li Barut'tan Büyükşehir'e sert eleştiri
Büyükşehir'de bütçe krizi işçileri vurdu
Adana'da toplu taşımaya zam
Alemdar Öztürk görevden uzaklaştırıldı
Satıcılarla zabıtalar birbirine girdi
Adnan Oktar'dan Başkan Sözlü'ye
Kent içi trafiğe tek yön formülü
Duran'dan Yeni'ye davet
Bayram Akgül'den öz eleştiri
Adnan Menderes Bulvarı asfaltlanıyor

EMAİL ADRESİNİZ

Google
Web adanahaber
İdris POLAT
Orucumuzun kalitesini test edelim
İdris POLAT   -   

Sûfilere göre oruç, hakiki bir zühd sayıldığından, midenin yeme ve içmeden, gözün şehvetle bakmaktan, kulağın gıybet ve dedikodu dinlemekten, dilin gaflet ve dünya kelamı konuşmaktan, bedenin Allah’a isyandan ve dünyevi lezzetlerden uzak durması gerektiğini belirtirler. Sûfiler bu düşüncelerinden dolayı (her ne kadar fıkıhçılar gıybet vb. yasaklanan davranışlar orucu bozmaz deseler de) gıybet vb. yasaklar orucu bozar ve o günün orucunun kaza edilmesi gerekir, demişlerdir. EbûTâlib el-Mekkî (ö. 386/996) ise bu evsaftaki orucun “havassın orucu” olduğunu ifade etmiştir.[1]Gazzâlî ise konuyu daha detaylı olarak ele alıp, tutulan orucun kalite açısından üçe ayrıldığını belirtip, orucun üç mertebesini şöyle izah etmiştir:

1. Avamın orucu: Mide ve cinsel organlara tutturulur. Onların ihtiyaçlarının oruç süresince karşılanmaması esastır.

2. Havassın orucu:Bütün azalara tutturulur. Bu da azaların günah sayılan davranışlardan korunması ile olur: Aynı zamanda bu sâlihlerin orucudur.

3. Hâssü’l-havâs’ın orucu: Kalbin dünyaya ait süflî düşüncelerden korunması ve mâsivâdan tamamen arındırılmasıyla olur. Bu orucu tutanların Allah’tan başka düşünceleri olmaz. Bu şekilde bir orucu ancak peygamberler, sıddîk ve mukarrebler tutabilir.[2]

 

Gazzâlî’ye göre orucun sıhhati başta azaları günahlardan korumakla birlikte şu altı şeyle tamam olur:

1. Gözü Korumak: Gözü, çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak, kalbi meşgul eden ve Allah'ın zikrinden alıkoyan şeylere bakmamak.

2. Dili Korumak: Dilini yalan, gıybet, koğuculuk, fahiş/argo ve kaba sözlerle birlikte riya ile konuşmaktan korumaktır. Aynı zamanda dili sükût etmeye, gereksiz konuşmamaya zorlamak, Allah'ın zikri ve Kur’ân tilâvetiyle meşgul etmek.

3. Kulağı Korumak: Yalan, gıybet, koğuculuk vb. Söylenmesi yasaklanan şeylerden sakındırmak, zira söylenilmesi haram olan her şeyin işitilmesi de haramdır.

4. Diğer Âzaları Korumak: El ve ayak başta olmak üzere oruçlu kişinin âzalarını günahlardan ve haramlardan koruması gerekmektedir. Oruç tutan kişi Karnını iftar zamanında nefsin istediği şehvetlerden korumalıdır. Nitekim oruçtan gaye, helâlı azaltmaktır, zira helâl gıda fazla yendiği takdirde insanın maneviyatına zarar vermektedir. Bu manada helâl yemekten çekinmek suretiyle oruç tutup, iftar zamanında haram ile iftar edenin orucu hiçbir fayda temin etmez. Haramla iftar eden oruçlunun durumu tıpkı bir köşk inşa edip, bir şehri yıkanın durumuna benzer. Zira haram, dini yok eden bir zehirdir. Helâl ise, azı fayda, çoğu zarar veren bir ilâçtır. Kaldı ki zararından korkarak ilâçları terk etmek, sonra da zehir almak, hamakattan/ahmaklıktan başka bir şey değildir.

 

5. İftarda Az Yemek: İftar zamanında tıka-basa helâl de olsa yememek gerekir. Helâl de olsa tıka-basa doldurulan karın, Allah nezdinde en fazla buğzedilen kaptır. Oruçlu bir kimse, gündüz yemediklerini iftar zamanında tıka-basa yerse, acaba Allah'ın düşmanı olan nefis ve şeytanı nasıl kahredebilir ve şehvetini nasıl kırabilir? Ne kadar üzücüdür ki bazıları oruçlu iken sabah yiyemediklerini toplayıp hepsini iftarda yemektedir. Bundan daha da üzücü olanı yemeklerin en nefisleri ve en çeşitlilerinin iftar sofrasına konmasıdır. Hatta bu hususta o kadar aşırıya gidilir ki Ramazan ayında, birkaç ayda yenilmeyecek kadar çeşitli yemekler yenir. Oysa orucun en başta gelen gayesi, mideyi aç bırakmak, hevâ ve şehveti kırmak ve böylece nefsi, takvâya ulaştırmaktır. İşte bu nedenle orucun ruhu ve özü, şeytanın ve nefsin açlıkla kuvvetlerini kırmaktır. Bu ise, ancak iftar zamanında az yemekle hâsıl olabilir.

 

Orucun âdâbından birisi de, açlık, susuzluk ve zâfiyeti hissetsin diye gündüz uyumamaktır. Mürid böyle yaptığı takdirde kalbi saflaşır ve namazlarına kalkmak imkânına sahip olur. Bu durumda umulur ki, şeytan kalbinden uzaklaşır ve şeytanın pençesinden kurtulan kalp, gökler âlemini seyretme imkânına sahip olur. Çok yiyerek kalbi ile göğsü arasında bir yemek torbası meydana getiren kimse, böyle bir şereften mahrumdur. Lâkin bu sırlara ermek için sadece midesini yemekten boşaltmak kâfi değildir. Himmetini de Allah'tan başka her şeyden boşaltmalıdır. İşte o zaman, hakikatin tamamını elde etmiş olur. Ne var ki bu hale ulaşmanın ilk basamağı az yemektir.

                   

6. İftar Sonrasında Korku ile Ümit Arasında Olmak: Oruçlunun iftardan sonra kalbi korku ve ümit arasında muzdarip olmalıdır. Çünkü orucunun kabul edilip kendisinin Allah'a yakın olanlardan veya orucunun kabul edilmeyip Allah'ın gazabına maruz kalanlardan olup olmadığını kestirememektedir. Her ibadetin sonunda da böyle olmalıdır.[3]

 

Sûfilerinseyrüsülûklerinde temel ilkelerinden biri de “terk” kavramıdır, zira tasavvufi terbiye sonucunda kulun dünyadan ve dünyalıklardan kaçınması hedeflenmektedir. Sûfiler insanın dünyaya bağımlı hale gelmesini büyük tehlike olarak görürler. Bazı tarikatlarda sûfilerden adap olarak dört şeyi terk etmesi istenir. Bunlar: Dünya, ukbâ/âhiret, varlık ve terk ettiklerini de terk etmek. Oruç tutmanın dünyalık ihtiyaçlara olan bağımlılığı asgariye indirmesi hasebiyle sıkça tutulmasını tavsiye ederler. Bu manada büyük mutasavvıflar orucu da terk bilinci ile değerlendirmişlerdir. Nitekim Gazzâlî’ye göre orucun bir hikmeti de sakınma (keff) ve terktir. Bütün ibadetler halkın gözü önünde olurken, oruç kul ile Allah arasında bir sırdır. Kulun derununda sabırla ve ancak Allah için ifa edilir. Bu yönüyle kulları değerlendirmelerinin önünü kapattığı için âdeta onların teveccühünü de terk anlamı taşır.[4]

 

İbnü’l-Arabî’ye (ö. 638/1240) göre oruç, bir fiil, eylem ve hareket olmaktan ziyade bir “terk”tir. Diğer ibadetlerde bir şeylerin yapılması emredilirken oruçta tam aksine normal zamanlarda fıtrat gereği yapabildiği birtakım şeyleri yapmama esasına dayanır ki buna İbnü’l-Arabî “orucun terk özelliği” adını vermektedir. Bundan dolayı da oruç “imsak” yani engelleme olarak tarif edilir.[5] Oruçla özdeşleşen “terk” eylemi sûfilere göre yeme, içme, cinsel ilişkiyi terk etme anlamında bir “terk” olmaktan öte zahirî-bâtınî her türlü kötü davranış ve düşüncelerden uzak kalma anlamında genel bir “terk” özelliği taşımaktadır.[6] Oruçtaki “imsak” yani tutma anlamı en iyi şekilde onun “terk” özelliği ile anlaşılır. Nitekim oruç tutan kişiye “sâim” denir, “savm” kelimesi sözlükte yükseklik anlamına gelmektedir. Oruç tutup nefsini hazlardan engelleyen sâim, bu sayede yüksek makamlar elde etmekte olup, Allah’ın Kudsî hadiste: “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisi içindir, ama oruç başka. O, benim içindir, mükâfatını da ancak ben veririm”[7] müjdelediği yaratıcı ile yaratılan arasındaki samimi ilgiyle sûfinin “amelde kemal” mertebesine ulaşmasını sağlar.[8]

 

Sûfiler oruçla kendilerine kazandırılmak istenen ilahi vasıflardan birinin de samedâniyyet olduğunu ifade etmişlerdir. Samed olan Yüce Allah nasıl hiçbir şeye muhtaç değilse, oruç ibadeti de kulda böyle hiçbir şeye muhtaç olmama durumu meydana getirmektedir.Çünkü oruç tutan kul nefsini yeme içmeden azâde kılınca ve nefsinin tabi ihtiyaçlarına bile iltifat etmeyince bu bilinçli ve iradî durum onda samedâniyyet ve tenzîhiyyet sıfatlarının tecellisini sağlamaktadır.[9]İbnü’l-Arabî’nin değerlendirmesine göre mutlak anlamda oruç, aslında hiçbir şeye muhtaç olmayan yani samed olan Allah’a mahsustur. Her şeye ve her zaman muhtaç olan kul ise normalde oruca tahammül edemez. Zira kul aç kaldığında tabiatı gereği olarak ölür. Ancak oruçlunun uzun süre açlığa ve susuzluğa tahammül edebilmesi, Allah’ın samedâniyyet sıfatından istifade etmesi sebebiyledir. Çünkü oruç tutan kul, yalnızca Allah’ın bu sıfatının tecelligâhı olmaktadır. Bu, herkesin gücü yani orucu nispetinde olur; neticede, o kişide Hakk’ın tecellileri zuhur eder. Sûfilere göre bu tür kendini riyazete sokma, ömürde hiç olmazsa bir ay tecrübe edilmelidir.[10]

 

Sûfilere göre ibadetlerin her biri kulu Allah’a yakınlaştıran kurbiyet makamından bir makam olmalıdır. Yaptığı ibadetlerle Allah’a yakınlığı artan kulun mârifetide artmaktadır. Ne var ki yapılan ibadetlerin her birinin kazandırdığı mârifet diğerinden farklı derecededir. Bu manada sûfilere göre namaz ibadeti, kulun Allah’a münâcâtıdır. Allah’a münâcât O’nu tanımayı zorunlu kıldığından namaza devam eden kulun idrakı artar ve mükâşefe hali ile ilâhi sırlara muttali’ olur. Dolayısıyla namaz, mârifet açısından kula mükâşefe hali kazandırır. Sûfilere göre oruç ibadeti mârifet açısından kulun müşâhede halini kazanmasına vesile olmaktadır. Zira sûfilere göre oruç, kalbin ibadeti olması hasebiyle sürekli Allah’ı tefekkür etmekle ifa edilir. Tasavvufi manada mâsivâyı düşünmek, kalbe getirmek orucu bozmaktadır.[11]Sûfilere göre kulun sürekli Allah’ı tefekkür etmesine ve müşâhede halini kazanmasına vesile olması açısından oruç, namazdan daha önemli kabul edilmektedir.

 

İbnü’l-Arabî ise bu konudaki yorumunu “Oruçlu için iki sevinç vardır: Bunlardan biri kulun iftar vaktindeki sevincidir. İkincisi ise Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir”[12] mealindeki hadise dayandırmaktadır. Burada elde edilen birinci sevinç, kulun beşerî tabiatının gereği olarak ve behimi ruhun iftar ile eristiği dünyevi sevinçtir. İkinci sevinç ise, insanın oruçla elde ettiği tenzîhiyyet ve samedâniyyet sıfatı ile Allah’a kavuşma anındaki sevinç gibidir. Bu şekildeki bir oruç, kulun Allah’a kavuşmasını ve O’nu müşâhede etmesini temin etmektedir.[13]

 



[1]Kutü’l-kulûb, c. 2, s. 113.

[2] Gazalî, c. 3, s. 38.                                    

[4] Gazalî, c. 3, s. 34.

[5]İbnü’l-Arabî, c. 2, s. 329-330.

[6]İbnü’l-Arabî, c. 2, s. 330.

[7] Müslim, Sıyâm, 164.

[8]İbnü’l-Arabî, c. 2, s. 329.

[9]İbnü’l-Arabî, s. 102-103.

[10]İbnü’l-Arabî, s. 328-329.

[11] Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka Yay, İstanbul 2004, s. 544-545.

[12] Müslim, Sıyâm, 164.

[13]İbnü’l-Arabî, c. 2, s. 329.

Bu yazı 748 kez okunmuştur.
Arkadaşıma Gönder
Yorum Ekle
Yazdır
 
Yazarın Daha Önceki Yazıları

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ADANAHABER veya adanahaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

tarafından 25.06.2017 21:11:49 tarihinde yazılmış
Biraz daha yazsaydın ya az olmuş

 
 
 
EDİTÖR
Hüseyin BAYRAK
Hüseyin BAYRAK
Başkanların tasfiyesi
YAZARLAR
Yüksel MERT

Sibel ÜSTTEKİ
Sibel ÜSTTEKİ
Toplumuzda Kadın Olmak

KONUK YAZARLAR
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Firavun’un İmanı

Fuat TÜRKER

Geçerli bir anket yok!

 
İLETİŞİM

İSTATİSTİK
Aktif Ziyaretçi: 
3575
Bugün Gelen: 
10151
Toplam Ziyaretçi: 
260694806


Copyright © 2005 - 2016 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
ADANA HABER  İHA Resmi abonesidir. Adana Kız Yurdu, Adana Elit Apart Kız Yurdu, Adana Apart, Adana Kız Öğrenci Yurdu, Sarıçam'da Kız Öğrenci yurdu, kız apart

Bu Sitenin Programlanması
tarafından yapılmıştır.